Acılı Ailenin Yürek Burkan Hukuk Mücadelesi

19 Ocak 2024 Cuma 22:04
Acılı Ailenin Yürek Burkan Hukuk Mücadelesi

Bölücü terör örgütü tarafından öldürülen ailenin çocuklarının 30 yıldır süren hukuk mücadelesi yürek burktu
İnegöl'de ikamet eden Tatu ailesi, 1994 yılında ikamet ettikleri Muş ilinde büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarıyla beraber zorla alıkonularak dağa kaldırıldıktan sonra kurşuna dizilerek öldürülen 6 kişinin izini 30 yıldır sürüyor. Hukuk mücadelesini sürdüren katledilen ailenin 13 çocuğu, anne, baba, amca, yenge ve iki kardeşinin mezar taşı olmasını özlemle bekliyorlar.
1994 yılında Muş ilinin Hasköy ilçesi Otaç köyünde yaşayan Halil Tatu(65), eşi Kadriye Tatu(60), evladı Enver Tatu(30), Halil'in ağabeyi Sadi Tatu(70), eşi Gülnaz(65) ve çocuğu Ferzende Tatu(25), 15 büyükbaş ve 120 küçükbaş hayvanla beraber silah zoruyla alıkonulup dağa çıkarıldılar. İddiaya göre; 6 kişide teröristler tarafından kurşuna dizilerek katledildiler. Yaşanan dramın ardından katledilen iki ailenin 13 evladı, ailelerini ölü yada diri bulmak için çalmadık kapı bırakmadılar. Günler sonra dönemin komutanı 13 genci yanına çağırıp, ailelerinin teröristlerce katledildiğini, cenazelerine ulaşılamadığı açıkladı. 
YIKILDILAR
Yaşanan katliamı öğrenen 13 çocuk büyük üzüntü yaşarken İnegöl ilçesine göç ettiler. Öldürülen ailelerinden geriye kalan vesikalık fotoğraflarını alan çocuklar, İnegöl de çocuk yaşta çalışarak ayakta durmaya çalıştılar. Kenetlenen çocuklar bir yandan çalışıp hayatlarını devam ettirirken bir yandanda öldürülen ailelerinin cenazelerine ait bir mezarlığının olması için de hukuk mücadelesi başlattılar. Açtıkları davaların bazıları yetersiz delil yüzünden takipsizlik ile bazıları ise zaman aşımını uğradı. Vazgeçmeyen aile bireyleri yeniden dava açtılar. Ankara 12.  İdare Mahkemesine Avukat Hasan Balyoz nezaretinde dava açan ailenin tek isteği iadeyi itibar kazanıp öldürülen aile bireyleri adına mezar oluşturulması.
AİLEMİZİ ŞEHİT ETTİLER
Aile bireyleri adına konuşan Fetullah Tatu(42), "1994 yılının 10. ayın 17’sinde annem, babam, amcam, amcamın hanımı, amcamın oğlu ve ağabeyim olmak üzere 6 aile bireyimiz,  küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarla birlikte teröristler tarafından kaçırıldı. Bunlar şehit edildi. Biz o zaman jandarmadan yardım istedik. Belli bir zaman sonra jandarma ilçe komutanımız tarafından amcam, abim ve amcam oğlu muhtar ve köy heyetini çağırarak “Sizin bu 6 aile bireyiniz teröristler tarafından şehit edildi” diye bize açıkladı. O zamandan sonra biz 1995’in ilk aylarında İnegöl’e geldik. Birimiz zaten küçüktük 12 yaşındaydık. Birbirimize kenetlenmek zorunda kaldık. Küçük olduğumuzdan herhangi bir gücümüz ve imkanımız olmadığından dolayı hep ufaktan başvuru yaptık ancak hiçbir şekilde bir kanıta varamadık. Şu şekilde bizim çevre köyleri tarafından da, bütün Hasköy muhtarları tarafından bütün herkesin imzası ve mühürü var. Bu insanlar teröristler tarafından şehit edilmiştir. Dava noktasında biz başvurduk. Dışişleri Bakanlığı, Jandarma Komutanlığı, Valilik, Kaymakamlık olsun her şekilde başvurumuzu yaptık ama netice değişmedi. Şu anda bizim olmasını istediğimiz şey ailemizin bir mezarının olmasını istiyoruz. Daha önceden açtığımız davaların hepsi yetersiz kaldı. Belirli bir yerden sonra yetersiz kaldı. 1994 yılından bu yana hiçbir şekilde sonuçlanmadı. İçimizden hiç silinmiyor. Son olarak bir dava daha açtık. Biz o zamanki devletimizle bu zamanki devletimiz bir değil. Neyse o ortaya çıkmasını istiyoruz. İade-i itibar istiyoruz. Onlar şehit edildi. Bunların nerede ve nasıl olduğunu öğrenmek istiyoruz. Ailemden geriye özlem, burukluk  ve fotoğrafları kaldı. Birer tane fotoğrafları var. İkinci fotoğrafları desen o da yok.” dedi.
Anne yokluğunu Asker ocağında hissettim
Muhlis Tatu ise, "Biz devletimizden bir yardım bekliyoruz. Bir an önce olsun. 30 sene oldu. Bir mezar taşı bile olsa bilmek istiyoruz. Fatiha okumak istiyoruz. Devletimize güveniyoruz. Eskiden devletimiz bu konularda güçlü değildi veya bize öyle lanse edildi ama artık devletimiz çok güçlü. Her tarafta Siha’ları var her şeyi görüyorlar. Acımızı dindirin, bitsin artık. Terörle mücadele konusunda devletimiz elinden geleni yapıyor. Milletimiz güvende olsun diye gece gündüz çalışıyor. Biz şu anda baktığımızda doğu güzel yerlere gidiyor. Bizim zamanımızda bu böyle değildi. Ben mesela 11 yaşında köyden çıktım, olay yaşadık, bu duruma evrildik. Belki o zaman acıyı da bilmiyorduk. Annemizi babamızı kaybetmişiz ama büyük bir şehre geliyoruz. Bursa’ya geliyoruz. Acıyı da tam olarak hissedemedik. Bana soracak olursanız ilk nerede hissettin diye “ Asker ocağında hissettim” diyebilirim. Anne bile diyemedikçe benim diyebileceğim şudur; Bu konuyla alakalı biz de her kesimden, herkesten, her partiden, her insandan, orada çevrede yaşayan herkesten bize bir bildirim versinler. Bulunsun. Nasıl oldu bilelim. Ölmüşseler cenazeleri. Zaten yaşama şansları yok. Bize İlçe Jandarma Komutanı şehit edildiklerine dair taziyede bulundu. Ondan sonra da zaten hepimiz çocuktuk. Abim buradaydı. Gelip abime sığındım. Vefat eden abimin 5 tane çocuğu vardı. En küçüğünün kırkı çıkmamıştı. Çok şükür çalıştık, çabaladık bir yerlere geldik ama şehitlerimizi istiyoruz, mezarlarını istiyoruz. Devletimizden bununla alakalı değerlendirme istiyoruz. Rica istiyoruz. Bazı kadın programları da var. Onlara da çağrıda bulunuyoruz. Bitsin artık. Bitsin yeter. “ dedi.
Tamamıyla bir aile trajedisi
Avukat Hasan Balyoz da, "Tamamıyla bir aile trajedisi. O dönemin şartlarında ve imkansızlıklarında bir kış  mevsiminde aynı aileden 6 kişi alıkonuyor ve 120 küçükbaş, 15 büyükbaşın PKK’nın eline geçmemesi için karşı koyuyorlar. Alıkonuluyorlar. O dönem PKK’nın etkin yılları. O dönemin şartlarında bir sonuç alınamıyor ama aynı aileden 6 kişi şehit ediliyor. Biz nereden biliyoruz. Dönemin Karakol Komutanı. Yüzbaşısı aile bireyleri ve muhtarları toplayarak kendilerine tebliğ ediyorlar. Hatta öldüren teröristin ismine kadar belirtiyorlar ailenin geri kalanlarına. Ailenin geri kalanları diyorum ama bunlar 13,14 ve 15 yaşlarında. En büyüğü belki 25 yaşında olmak üzere anne, baba ve amcalarından mahrum kalan insanlar. Göç etmek zorunda kalıyorlar. Abilerinin yanında Bursa İnegöl’e geliyorlar. Tabi ki birçok haklarından yararlanamıyorlar. Sürekli çalışmak zorunda kalıyorlar. Eğitim göremiyorlar. Dayanaksız ve güvencesiz kalıyorlar. Bu durumun bir tutanakla, işlemle tespiti olmadığı için bir şekilde haklarını ve seslerini 30 yıldır duyurmaya çalışıyorlar. Daha önce bu konularla alakalı doğudaki terör örgütünün eylemlerinden dolayı özel kalem ve daireler kuruluyor. Bu dairelerden Van’a, Van’dan Muş’a sonra tekrar Van’a yetkisizlik kararıyla sürüncemede kalıyor. Akabinde sürekli geride kalanların ifadelerine başvuruluyor. Dönemin yüzbaşısına ulaşılmaya çalışıyorlar ama ihmalden de sonuçsuz kalıyor. 10 yıl süren soruşturmanın sonucunda tekrardan yetkisizlik kararı veriliyor ve bu sefer zaman aşımına uğruyor. Dosya kapatılıyor, kovuşturma aşamasına geçilemiyor. Bizim elimizde sunduğumuz evraklarımız da delillendirilebilir, kanıtlayabileceğimizi düşünüyoruz. Aynı şekilde biz başvuruda bulunduk. İlgili yerlere ve idare mahkemesine başvurumuzu açtık. Bir onur savaşı, İade-i itibar savaşı, adalet savaşı. Anayasanın da güvence altına aldığı “Devlet vatandaşının can ve malı teminat altındadır, güvenliğini sağlar” inancıyla güce ve varlığına inanarak bu savaşı veriyoruz. İnşallah olumlu sonuçlar alacağız." dedi.

banner380

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
<