Nurettin Yıldız İnegöllülerle buluştu

Nurettin Yıldız İnegöllülerle buluştu

16 Aralık 2016 Cuma 12:00
Nurettin Yıldız İnegöllülerle buluştu

Nüve Eğitim ve Kültür Derneği, Nurettin Yıldız Hocanın katılımıyla ‘Aile Son Kalemiz’ konferansı düzenledi.

Belediye Kapalı spor Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleştirilen konferans Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

Daha sonra kürsüye çıkan konferansın konuşmacısı Sosyal Doku Vakfı Onursal Başkanı İlahiyatçı-Yazar Nurettin Yıldız, “Hepinizin çok iyi bildiği Uhud Savaşı vardır. Peygamber efendimiz (sav) bu Uhud Savaşında bugün veya başka hiçbir zamanla kıyaslanmayacak kadar zor saatler geçirmişti. Sadece amcasının şehit edilmesine bakılsa bile Uhud’un ne kadar büyük bir facia ne kadar büyük yara oluşturduğunu anlarız. Peygamberimiz, sağlam olarak geri döndü fakat Uhud, o gün Müslümanların ölüp ölüp dirildikleri gündür. Peygamberimiz zoraki bir mağaranın içerisinde korudukları gündür. Bu günkü benzetmelerle o gün müşrikler İslam’ın kökünü kazıdığını düşündü. Savaş, müşriklerin arzusu şeklinde tecelli etseydi İslam’ın ve Müslümanlığın kökü kazanmış olacaktı. Öyle olmadı. 5 yıl sonra Uhud acısını Mekke’nin Fethi olarak Müslümanlara geri çevirdi. Müşrikler, Uhud’ta perişan ettiklerini zannettikleri Peygamberimiz ve ashabı Mekke’ye Muzaffer bir ordu olarak girdi. Onun için Kur’an, sizin kötü zannettiğiniz nice şeyler hayırdır farkında değilsiniz diye bizi ikaz ediyor. Uhud bir günlüğüne ortaya çıkmış bir sorundu. Allah’ın nimetine kavuşmuş en son ve asıl kalesi gece teheccüd namazına kalktığı evleri olduğu sürece ne Halep, ne Bağdat ne de Musul bu ümmetin yıkıldığını göstermez. Şehit verdiğini gösterir. Evlerimiz, Allah ve Peygamber sesiyle yankılanmadığı sürece Bağdat ve Halep orada dursa da çökmüş bir nesil oluruz. Halep’ten dolayı burukluk hissediyorsak, Halep’ten dolayı içimizde acılar hissediyorsak, Halep’ten dolayı soframızdan lezzet alamayacağımızı zannediyorsak, Halep’ten dolayı biz ümmet olarak büyük bir darbe yediğimizi düşünüyorsak bunun intikamını evlerimizde ve yuvalarımızla almamız mümkündür. Dünya stratejileri gereği; istesek de Halep’e yardım edemiyor olabiliriz. Halep’e undan başka bir şey gönderemiyor olabiliriz. Ama bu ümmetin bağrından yetiştirdiğimiz nesil Halep’te doğan boşluğu 3 kere 5 kere kat kat dolduracak bir imanla yetişsin bağrına hançer sokan iblisi kıyamete kadar unutamayacağı acıya boğarız Allah’ın izniyle. Çocuklarımız evlerimizde, sokaklarımızda ve meydanlarımızda şeytanın ağlarına takılmış olduğu sürece aslında bin kilometre ötedeki Halep’e gitmeden o acıyı içimizde hissedeceğimiz fırtınaların ortasındayız aslında. İblis’in derdi Halep’i ve Musul’u düşürmek değil. Allah’ın dinine darbe vurmaktır. Bu da insan üzerinden vurulacaktır. Uhud’ta İblis Allah’ın dinine ve Peygamberine darbe vurduğunu zannetti. 5 sene sonra Mekke’ye kelime-i tevhit sesleri ile girince o ordu asıl mağlubiyetini İblis tatmış oldu. Halep ve Musul’da samimiysek, çektiğimiz sıkıntılarda samimiysek, gerçekten bir acı hissediyorsak, gerçekten sofralarımızdan lezzet alamıyorsak çözüm, müminleri imha etmek için uğraşan şeytan ve adamlarına karşı mümin nesil yetiştirmektir. Çözüm sonuç olarak siyasette değildir aslında. İnsan, mümin ve nesil yok olsun gitsin de nasıl olursa olsun diye düşünen bir iblis var bizim karşımızda. Bunun için iblis Halep’i çökertirse biz her evimizi bir Halep, her evimizi bir Mekke, her evimizi bir Medine ve her evimizi bir medrese yapabiliriz. Şeytandan intikam böyle olur. Çünkü şeytan Kur’an okuyan gençleri susturmak istiyor. Allah’ı zikreden nesil olmasın istiyor. Şeytan, şeriatsız bir nesil istiyor. Biz Halep’i kurtaramadığımız için ağladığımızı ve matem tuttuğumuzu meleklere inandırabiliriz. 1000 kilometre öteye yürüyemedim, takatim yetmedi ya rabbi diyebiliriz. Dış kapısının anahtarı bizde olan evi niye Allah’a teslim edemediğimizi hiçbir zaman meleklere anlatamayız. Evleri de mi Siyonizm çökertti? Nefislerimize mağlubiyeti bırakıp uzak diyarlarda elimizin ayağımızın ulaşmayacağı olayları teselli olarak kullanamayız. Çaresizlik dininde değiliz. Evim benim dünyamdır, medresemdir. Evimiz son kalemizdir. Çocuklarınla birlikte İslam’ın minik ordusu olabilirdin. İslam dünyanın her yerinde yıkılabilir. Peygamberimiz bile bir kadın omuzlarından onu dürttüğü için 120 bin kişiye 23 sene sonra veda hutbesi okuyup gittiyse bu dünyada ben o zaman İnegöl’de, Bursa’da ve İstanbul’da 100 sene ömrüm olsa haykırırım, ey Müslüman kadınlar, Müslüman kızlar, başörtüsü takanlar neredesiniz? Yürüyün be erkekler camiye gidin. Allah’ın şeriatı için çalışın niye demiyorsunuz? Peygamberimizi ayağa kaldıran, git korkma diyen Hatice’nin yanında olmak istemiyor musunuz ey kadınlar? Bu ümmetin Peygamberini bile ilk defa imanla ve yüreğiyle destekleyen bir kadınsa benim peygamberimiz vefat ederken Hatice’nin desteğiyle bugünlere geldim Hatice’yi unutamıyorum, 23 sene sonra Hatice’sini unutamıyorsa ben de ömrümün sonuna kadar ‘Bu ümmet Halep’i kaybedebilir, Diyarbakır’ı kaybedebilir kadınlar Allah ve Muhammet dedikçe bu ümmete ölüm yoktur’ diyeceğim. Evlerimiz bizim son kalemiz olduğu için, çekilmez meşakkatlerle de olsa evlerimizi devam ettirmeyi, kadınlarımızın kahrına katlanmayı, erkeklerimizin kabalıklarına katlanmayı, bugün yüzlerce yaramazlıkta yapsa anneyi bunaltsa da çocuklarımızı başımızın üstünde taşıyacak şefkat ve merhameti muhakkak sürdürmek zorundayız. Allah bizim Allah’ımızdır. Halep ve Bağdat var diye değil cennet var diye biz Allah’a iman ettik. Halep ve Bağdat gitse de biz Allah’a imandayız, onun cennetine talibiz. İnşallah cennetine bizi kabul buyurduğu zaman gözyaşları olmayan diyarda bugünleri tatlı hatıralar olarak zikredeceğiz. Anneler, babalar, kadınlar ve kocalar olarak biz krallığını barındırdığımız, anahtarını taşıdığımız evlerimizi Allah’ın evi yapalım. Sünnetin hükümran olduğu ev yapalım. Sonra da ‘Allah’ım benim gücüm bu kadarına yetti, ben bu kadar yapabildim. Bu kadar becerebildim, kudretim bu kadardı. Gerisini sen mağfiret buyur Allah’ım. Daha gücüm olsaydı, daha fazlasını yapardım. Bütün dünya sana secde etse yine içim doymaz. Ey rabbim ama bu kadarını becerdim’ diyelim. Ümmet olarak için açılacak ve dik olacaksın. Bir Fatih ile tarih boyunca övünmüştük. Allah’ın izniyle binlerce Fatih’imiz olacak. Ümmet olmanın onurunu yaşayacağız. Bu ümmetin emaneti evlere, kocalara ve kadınlaradır. Allah, Halep’ten önce evimizin oturma odalarını ne yaptığımızı soracak. Hepimiz son kalemizi korumak zorundayız. Herkes kalesine ve kalesindeki görevine dönsün. Herkes Allah’a ve Peygamberimizin getirdiği şeriata güvensin. Her kadın Hatice olsun. Hepimizin kalesi mübarek olsun. Hepimiz kalelerimizden Allah’a yürüyelim” dedi. 

Son Güncelleme: 16.12.2016 12:06
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.