'Sorunlu bir dönemi tamamladık'

banner177

'Sorunlu bir dönemi tamamladık'

10 Haziran 2017 Cumartesi 15:18
'Sorunlu bir dönemi tamamladık'
 Dün düzenlenen karne dağıtım töreni ile sona eren 2016-2017 eğitim öğretim yılını değerlendiren Türk Eğitim-Sen İlçe Başkanı Şenol Şahin, bu eğitim-öğretim yılının hem eğitimcilerin hem de öğrencilerin sorunlarının gölgesinde tamamladığını söyledi.

Başkan Şenol Şahin, “Hem eğitimcilerimiz hem de öğrencilerimiz sorunların gölgesinde bu eğitim-öğretim yılını da tamamladı. Öğretmen açığı, fiziki alt yapı yetersizlikleri, okulların ehil olmayan yöneticilere teslim edilmesi, sözleşmeli ve mülakatlı öğretmen alımı, ücretli öğretmenliğin halen devam ediyor olması, özlük haklarda bir iyileşme sağlanamaması, okullara ayrılan ödeneklerin yetersizliği gibi birçok sorun 2016-2017 eğitim öğretim yılına damgasını vurdu. Sözleşmeli, mülakatlı öğretmen alımı eğitim hayatımız açısından çok büyük bir sorundur. MEB sözleşmeli öğretmenliği daha önceden uygulamış, 2011 yılında hükümet hem sendikamız hem de sözleşmeli öğretmenlerin gayretleri ile tüm sözleşmelileri kadroya alarak, sözleşmeli öğretmenlik uygulamasını kaldırmıştı. 2016 yılında geri getirilen sözleşmeli öğretmenliğe bu kez de mülakat eklenmiştir. Bu nedenle öğretmenlikte torpili olanın atanma dönemi başlamıştır. Mülakat sonuçlarına bakıldığında, mülakat komisyonlarının adil ve şeffaf çalışmadığı, hak ve adalet ilkeleri ölçüsünde puanlar verilmediği görülmüştür. Öğretmen olmak için yıllarca dişini tırnağına takarak çalışan, emek veren insanlar KPSS´de çok başarılı olmasına rağmen mülakatta hayatlarının hüsranını yaşamaktadır. Heyecanla mesleğine başlayabilme arzusundaki bu gençlerimiz ne yazık ki henüz öğretmen olmadan torpil bulma arayışına itilmiştir. Misal olarak; KPSS´den 90-95 puan almasına rağmen mülakatta düşük puan verilen adaylar öğretmen olarak atanamazken, KPSS´den düşük puan alan bir aday mülakatta 90-95 puan aldığı için öğretmen olarak atanmıştır. Hatta son olarak 20 bin atama kapsamında yapılan mülakatta adaylar bir kez daha mağdur olmuştur. Daha önceki mülakatta yüksek puan alan adaylara bu mülakatta çok daha düşük puanlar verildiği olmuştur. Bu bile mülakat uygulamasının ne kadar adaletsiz, sübjektif ve inisiyatife dayalı olduğunu ortaya koymaktadır” dedi.

YANLIŞ BİR İSTİHDAM YÖNTEMİDİR

Mülakatlı öğretmen alımı ile liyakat, ehliyet bir kenara atılıp, bunun yerine torpil, adam kayırma ön plana çıkarıldığını belirten Şahin, “Öğretmenler birtakım sözde sendikaların baskısı altında kalmaktadır. Gerek mülakat aşamasında gerekse sözleşmeli öğretmen olarak atandıktan sonra öğretmenler üzerinde ciddi bir baskı oluşturulmaktadır. Böylesine kirli yöntemlere başvuranlar bugün için büyüdüklerini zannetseler de, ilerleyen yıllarda arkalarında çok az bir destekçi olduğunu görecektir. Bu noktada torpil arayışına giren öğretmenlerimizi hiçbir şekilde suçlu olarak görmüyoruz. Suçlanması gerekenler, elbette bu sistemi ihdas edenlerdir. Bir değil, on değil, yüz kere söyledik ve yine söylüyoruz; FETÖ, PKK ya da başka bir terör örgütü üyesi ya da sempatizanlarını tespit etmenin yolu mülakat değildir. Sağlam bir güvenlik soruşturmasıyla kimin ne olduğunu anlayabilirsiniz. Komisyonlara ucu açık yetkiler vermek, adayların kaderini objektif, güvenilir ve geçerli olmayan yöntemlere terk etmek en açık şekilde vicdansızlıktır. Sözleşmelilik de başlı başına yanlış bir istihdam yöntemidir. Öğretmenlerin mesleki yeterlilikleri performans değerlendirmesi ile zaten ölçülmektedir. Bunun için güvencesiz çalıştırma yöntemi getirerek, öğretmenleri 4 yıl sözleşmeli çalıştırmak, 4 yıl sonunda kadroya almak, tayin isteme hakkına 2 yıl da kadrolu çalıştıktan sonra sahip olmalarını sağlamak izahata muhtaç bir durumdur. Sözleşmeli öğretmenlerin tayin hakkı yoktur, atama ve yer değiştirme yönüyle kadrolu öğretmenlerden farklıdır. Sözleşmeli öğretmenler adeta kapı kuludur, modern köledir. Sendikal tercihlerde özgür iradeleri dışında harekete zorlanmaktadır, amirleri ile iyi geçinmek durumundadır, kısacası biat etmek zorundadırlar. Böyle bir istihdam türü, özgür öğretmenler değil, iradeleri kelepçeli öğretmenler yaratır. Sendikamız mülakatlı sözleşmeli öğretmenliğin iptali için yargıya başvurmuştu. Ancak yargı henüz bir karar vermedi. Oysaki emsal kararlar ortadadır. Dolayısıyla süreç uzatılmamalı, sözleşmeli mülakatlı öğretmen alımı mutlaka iptal edilmelidir. Öte yandan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, öğretmenlerle ilgili performans ölçümü getireceklerini söylemiştir. Performans ölçümü tıpkı mülakatta olduğu gibi, suistimale, adam kayırmaya, torpile yol açacaktır. Türkiye´de perfomans, mülakat gibi uygulamalara objektif kriterler getirmeniz mümkün değildir. Dolayısıyla bu uygulama hiçbir şekilde öğretmenlerin gelişimine olumlu katkı sağlamayacaktır. Türk Eğitim-Sen olarak, öğretmenlere yönelik uygulanacak ve sübjektif ölçüler ihtiva edecek performans ölçümüne karşı olduğumuzu ve buna karşı mücadele yürüteceğimizin bilinmesini istiyoruz” diye konuştu.

ÖĞRETMEN ATAMALARI YETERSİZ KALDI

Öğretmen atamalarının ihtiyaca göre yetersiz kaldığını ifade eden Şenol Şahin, “2016-2017 eğitim-öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı 18 bin 506 sözleşmeli öğretmen atamasını yaptı. MEB, 20 bin 127 sözleşmeli öğretmen ataması daha gerçekleştirilecektir. Bununla ilgili sözlü sınavlar da yapılmıştır. Ancak öğretmen açığı 18 bin, 20 bin atama yapılarak giderilemez. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz 96 bin 68 öğretmen ihtiyacımız olduğunu söylemişti. Öte yandan sendikamızın Şubat ayında yaptığı araştırmaya göre ülkemizdeki ücretli öğretmen sayısı 81 ilde 63 bin 829´dur. Üstelik ücretli öğretmenlerin 27 bin 409´u eğitim fakültesi mezunu, 27 bin 936´sı lisans mezunu (eğitim fakültesi hariç), 8 bin 484´ü ön lisans mezunudur. Ücretli öğretmenler girdiği ders başına ücret almaktadır, hiçbir özlük hakkına da sahip değillerdir. Ayrıca iki yıllık meslek yüksek okulu mezunlarının da ücretli öğretmenlik yaptığı göz önüne alındığında, ücretli öğretmenliğin kaliteyi, verimi düşürdüğü aşikardır. Bu ülkede öğretmen ihtiyacı ücretli öğretmen eliyle giderilmeye çalışılıyorsa, bu eğitimimizin geleceği açısından vahim bir durumdur. Öyleyse ihtiyaca uygun atama yapılmalıdır. Talebimiz son alınacak 20 bin 127 öğretmene ilaveten 2017 yılı sonuna kadar 60 bin öğretmen alımı daha yapılmasıdır. Unutulmasın ki, tekli eğitime 2019´a kadar geçilmesi planlanmaktadır. Bu süreçte gerek derslik gerekse öğretmen açığının mutlaka giderilmesi gerekmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı eğitimde tam gün dönemine geçmek için tüm tedbirlerini almalı, derslik sayısını ihtiyaç doğrultusunda artırmalı, öğretmen açığını mutlaka gidermelidir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere hiçbir şekilde sözleşmeli ve mülakatlı atamayı doğru bulmuyoruz. Tüm atamalar sadece KPSS puan üstünlüğüne göre ve kadrolu olarak gerçekleştirilmelidir. Yönetici atamaları hala en büyük tartışma konularından bir tanesidir. Yazılı sınav yerine mülakatla alınan yöneticiler nedeniyle okulların bir kısmı işinin ehli olmayan insanlara teslim edilmiştir. Hatırlanacağı üzere ödülleri ile göz dolduran, başarılarıyla adından söz ettiren okul yöneticilerinin bir gecede bu unvanları ellerinden alınmıştı. MEB´in 2014 yılında getirdiği sistem ile okul müdürleri mülakat ve değerlendirmeyle, okul müdür yardımcıları, müdür başyardımcıları müdür inhası ile görevlendirilmeye başlanmıştı. Türk Eğitim-Sen´in açtığı dava sonucunda yargı, müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığı görevlendirmelerinde yazılı sınav getirilmesine karar vermiş, dolayısıyla bu görevlendirmeler sadece yazılı sınav ve puan üstünlüğüne göre yapılmaya başlanmıştı. Öğretmenler bu sistemden çok memnundu, çünkü sadece yazılı sınav puanına göre görevlendirme hak edeni iş başına getiriyordu. Ancak Bakanlık, Nisan ayında çıkardığı bir yönetmelikle müdür yardımcılığı görevlendirmelerine de mülakat sistemi getirdi. Okul müdürlüğü görevlendirmelerinde ne dolaplar döndüyse, hangi listeler elden ele dolaştıysa, kul hakkı nasıl yendiyse, torpiller nasıl çarpıştıysa, siyasi, ideolojik unsurlar nasıl baz alındıysa, şimdi de okul müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığı görevlendirmelerinde benzer haksızlıklar yaşanacaktır. Bu sistemle okullar paralel çetelere teslim edilmekte, işini layıkıyla yapan, hak eden insanlar devre dışı bırakılmaktadır. Yandaşlar her türlü kirli oyunu tezgahlayarak, kendi üyelerinin liyakate bakılmadan makamlara getirilmesini sağlamaktadır. Yalnız şunu da belirtelim; tıpkı FETÖ´de olduğu gibi, bu malum yapı, devlette bir paralel yapı oluşturmaktadır. Bir paralel yapıdan kurtulurken, ikinci bir paralel yapıya devletimiz asla müsaade etmemelidir. Zira benim adamım olsun mantığının her alanda Türkiye´yi getirdiği nokta ortadadır. Hal böyle olunca atamalarda, görevlendirmelerde ilk dikkate alınması gereken husus; yandaşların değil, hak edenlerin makamlara getirilmesidir. Öte yandan MEB mahkeme kararlarına uymamaktadır. Dava kazanan birçok yönetici görevine döndürülmemiştir. Tüm bunlar MEB´de işlerin nasıl da adalet ölçüsünden uzak yürütüldüğünü ortaya koymaktadır. Sendikamız, bu konuda da yargıya götürülmesi gereken hangi husus var ise bunu eksiksiz yerine getirmektedir. Haksız yere görevden alınan yöneticilerle ilgili mücadelemiz sürmektedir” şeklinde konuştu.

CİDDİ HAKSIZLIKLAR YAŞANDI

Bu eğitim-öğretim yılının 15 Temmuz hain darbe girişiminin gölgesinde başladığını ifade eden Şahin, “Sendikamız 15 Temmuz darbe girişimini ilk günden bu yana lanetlemiş, Türk milletinin bekasını hedef alan alçakların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etmişti. Tüm alanlarda olduğu gibi eğitim hayatımızda bu hıyanetten fazlasıyla etkilendi. Özellikle eğitim camiasında on binlerce kişi açığa alındı ya da ihraç edildi. Bu görevden almalar nedeniyle okullarda öğretmen ve idareci açığı daha da arttı. Ne yazık ki, bu süreçte ciddi haksızlıklar yaşandı. FETÖ ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kimi kamu çalışanları, öğretmenler, eğitim çalışanları FETÖ´cü suçlamalarına maruz kaldı. Sendikamız masum insanların ve ailelerinin bu süreçten etkilenmemesi, sağlam bir soruşturma yapılması, art niyetli kişilerin bu sürece müdahil olmaması için birçok kez uyarıda bulundu. Ancak bugün geldiğimiz noktada uyarılarımız dikkate alınmadı ve birçok masum çalışan ve ailesinin de canı yandı. 15 Temmuz ihanetinin suçlularını bulmak, cezalandırmak için ilan edilen OHAL´in amacının dışına çıktığını görüyoruz. Zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve devlet yetkilileri de FETÖ´cü olarak suçlananların bazılarının alakası olmadığına dair açıklamalar yaptılar, hatta zaman zaman göreve iadeler de yapıldı ama hala birçok masum insan mağdur durumdadır.. Amaç gerçek suçluları bulmak ise insanlara kendilerini savunma hakkı mutlaka verilmeli, evrensel hukuk kuralları dikkate alınmalı, adil yargılama yapılmalı, yargısız infazlara izin verilmemelidir. Aksi taktirde hukuk kaidesi dışında yapılan her uygulama vicdanları yaralamaktadır. Bu minvalde kurulan OHAL komisyonunun özellikle ihraçlarda uygulanan kriterleri değiştirme ve esnetme yetkisi olmalıdır. Meslekten ihraç kriterleri maalesef hukuka uygun değildir. Sendikaya üye olma ya da bankaya para yatırma gibi anlamsız kriterler kaldırılmalıdır. İhraç kriterleri değiştirilmediği müddetçe daha çok insan mağdur olacaktır. OHAL´in getirdiği yetki dayanaksız, keyfi kullanılmamalıdır ve Türkiye artık normalleşme sürecine dönmelidir” şeklinde konuştu. 







Son Güncelleme: 10.06.2017 15:23
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.