İnegöl İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Öğretmen Buluşmaları” etkinliğinin üçüncüsüne, Kişisel Gelişim Uzmanı & Eğitimci Yazar  Sıtkı Aslanhan’ın sunumu damgasını vurdu. Aslanhan sunumunda, “Bir milletin geçmişini ve geleceğini yok etmek isteyenler, o milletin eğitim ve dilini yok etmeye çalışırlar.” diye konuktu.
ÖĞRETMEN BULUŞMALARI DEVAM EDİYOR
Geçtiğimiz Perşembe akşamı, Elit Okulları Anadolu Lisesi salonunda gerçekleşen programa öğretmenler yoğun ilgi gösterdi. “Tarih Yazan Çocuklar İnegöl’de” projesinin sunumuyla paşlayan programda Vehbi Koç İlkokulu Sınıf Öğretmeni Hakan Memiş’in rehberliğinde Vehbi Koç İlkokulu öğrencileri;  Hayrunnisa Kızmaz(Nene Hatun), Melih Aydın(Nasreddin hoca), Talha Köken(Yunus Emre), Zeynep Hanne Yaprak(Mama Hatun), Zeynep Uslu(Şerife Bacı), Bilal Şaşmaz (Sütçü İmam), Zümra Ece Aytekin(Tomris Han), Ömer Türkmen(Osman Gazi), Meryem Elnuaymi (Tayyar Rahmiye), Arda Dalgıç (Fatih Sultan Mehmet), Zümra Gümüş (Kara Fatma), İlker İskaloğlu (Aşık Veysel), Zeynep Ela Gümüş (Çete Ayşe) Yasir Drama (Yavuz Sultan Selim), sahne aldı. İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Doğru’nun, heycandan şiirini unutan öğrenci için sahneye çıkıp şiirine eşlik etmesi büyük alkış topladı.
Sunumunu Şakir Lakşe İlkokulu Sınıf Öğretmeni Gökhan Dayan’ın gerçekleştirdiği programın ikinci bölümünde sahme alan Zeki Konukoğlu Anadolu Lisesi müzik öğretmenleri Gökhan Kara, Selen Uludağ ve kimya öğretmeni Yücel Düzel, seslendirdikleri birbirinden güzel Türk Halk Müziği eserleri ile öğretmenlere unutulmaz bir müzik ziyafeti sundular. 
HAYATA YABANCI ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEYELİM
Müzik ziyafetinin ardından konuşan Kişisel Gelişim Uzmanı & Eğitimci Yazar Sayın Sıtkı Aslanhan, öğretmenlere özel mesajlarıyla geceye damgasını vurdu. Aslanhan sunumunda: “Günümüzde anne ve babalar, çocuklarını hayatın gerçekliklerinden soyutlayıp, hayata yabancı çocuklar yetiştiriyorlar. Anne ve babalara söylüyorum: Çocuklarınıza tapıyorsunuz! Lütfen çocuklarınıza tapmayın. Bırakın hayatın gerçeklerini öğrensinler, zorlukları yaşasınlar. Bilinçaltı denilen bir hadise var. Bugün Türkiye’de ve dünyada oynanan bütün oyunların altında bu var. Suriye’de yaşadıklarımızın da dünyada yaşananların da…” diyen Aslanhan, “15 Temmuz sonrası hep algı operasyonu diyorlar ya aslında algı operasyonu dedikleri şey bilinçaltıdır. Tıp ilmi ‘Bir bayan çocuğuna hamile iken, çocuk anne karnında 4 aylık iken bilinçaltı devrededir.’ diyor. Dışarıdan gelen sesleri, mesajları almaya başlar. Yani çocuk eğitimi ilkokuldan, anaokulundan başlamıyor. Anne karnında 4 aylık iken başlıyor. Bizim bu coğrafyada çocuk eğitimine ne zaman başlanırdı? Evlenecek olan çiftler evlenmeden 40 gün önce başlardı. Çiftler, evlenmeden 40 gün önce özel karantinaya alınırdı. Çünkü vücuda giren haram lokma vücutta 40 günde çıktığı için olur da o sürede bir haram lokma yer ve evlendikleri gece çocuk olma ihtimali olursa çocuk haram lokma üzerine dünyaya gelmesin. İşte, çocuk eğitimi evlenmeden 40 gün önce başlıyor. Bir bayan çocuğuna hamile iken eşi bağırıyor, çağırıyor, kızıyor, dövüyorsa çocuğun içeride parmağını emdiği, dünyaya geldiğinde babasına karşı önyargılı olduğu tespit edilmiş. Bugün bütün dünya ‘Mevlana, Mevlana.’ diyor. Bir dön bak bakalım, şu Mevlana’nın arkasında nasıl bir anne ve nasıl bir baba var? Mevlana 6 yaşında iken annesi yakasına yapışıp ‘Oğlum oku, babandan fazlaca oku. Babasından daha çok okumayan hiçbir millet ilerleyemez.’ diyor.” şeklinde konuştu.
Avrupalıların kendi zalimliklerini şirin göstermek adına bazı yöntemler kullandıklarını, bunlardan birinin de çizgi filmler olduğunu anlatan Aslanhan, “Avrupa’da, medeniyetin beşiği denilen İsviçre’de daha 1977 yılına kadar fakir ailelerin çocukları, yetim çocuklar zenginler tarafından alınıp çiftliklerinde köle gibi kullanılıp, hizmet işlerinde kullanılıp istismar ediliyordu. Onu şirin göstermek için yıllarca bize çizgi film yutturdular. Bizim utanılacak bir medeniyetimiz, tarihimiz, kültürümüz yok ki. Bir milletin geçmişini ve geleceğini yok etmek istiyorsanız o milletin dilini yok edin. Dil yok olunca din yok olur, tarih yok olur, kültür yok olur, medeniyet yok olur. Birine bir şey deyince ‘Al.’ diyoruz. Al ne demek? ‘Ben güçlüyüm, sen acizsin. Sana bunu verdim, al.’ gibi bir şey. Eskiden bir şey verilince ‘Buyur, alır mısın?’ denirdi. Eskiler bir şey verirken ‘Evladım alıver.’ derlerdi. Yani ‘Bunu alırken ezilmene, büzülmene gerek yok. Aslında sen bunu alırken bana veriyorsun.’ diyor.” dedi.
Aslanhan, anne karnındaki bir çocuğun annenin eylem ve söylemlerinden etkilendiğine vurgu yaparak, sözlerine şöyle devam etti: “Annesi Kur’an okuyan çocuk dünyaya geldiğinde zekâsı yüzde 30-35 daha yüksektir. Bir anne, çocuğuna hamile iken ne dinlerse çocuğa da o tesir ediyor. Ortaçağ’da içine şeytan girdi diye delileri diri diri meydanlarda yakarken, sizin dedeleriniz Edirne’de, Bursa’da, Amasya’da darüşşifada su, müzik ve Kur’an sesi ile delileri tedavi etmiştir. Eskiden insanlar arasındaki güven ve iletişim daha sağlamdı. Hacca veya savaşa gidecek insanlar, en değerli eşyalarını Sivas Divriği Ulu Camii içinde bulunan sandıklara koyar, giderlerdi. 5 sene sonra döndüğünde yine o eşyalarını alırlardı. Biz böylesine şanlı bir medeniyetin evlatlarıyız ama kendimizden haberimiz yok. Onun için o ruhu taşımamız lazım.”