KURTULUŞUN İÇİNDE KÜRT´Ü DE, TÜRK´Ü DE, LAZ´I DA ÇERKEZ´İ DE VARDI
İnegöl´ün düşman işgalinden kurtuluşunun 93´üncü yılını kutlayan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ise, “O işgalden kurtuluşun içinde Kürt´ü de, Türk´ü de, Laz´ı da, Çerkez´i de vardı. Çarıkla, karasabanla, erkeği hemen hemen kalmamış, kadını ile dağlarına mermi taşıyan, son ambarında kalan buğdayını ekmek yapıp, un yapıp bu ülkeyi kurtaran o milli Kurtuluş Savaşı´nın yüce insanları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum” dedi.
KAÇAK SARAYDAKİ DİKTATÖR…
Ülkemizde bir kirli savaş yaşandığını iddia eden Sarıbal, “Bu kirli savaşın tek sorumlusu kaçak sarayda yaşayan Cumhurbaşkanı ile aldatanlar ve kandıranlar AKP iktidarıdır. Bu çok nettir. Biz şunu çok iyi biliyorduk; eğer Cumhurbaşkanı 7 Haziran seçimlerinde diktatörlüğünü ilan edeceği, başkanlığını ilan edeceği sonuçlara ulaşamazsa, bu ülkede iki şekilde toplumun üzerine baskı kuracaktı. Bir tanesi terör, bir tanesi ekonomik zorluklar. Bunu tek tek anlattık. Başkanlık sistemi, 400 milletvekili, yeni Türk modeli anayasa… Yani kaçak saraydaki diktatör, zaten ben fiilen rejimi değiştirdim, diktatörlüğümü yaşıyorum ama hadi yasallaştırayım bunu, böyle daha rahat olur, daha rahat istediğim şeyleri yaparım diyor. Biz bunu gördük” şeklinde konuştu.
‘SAVAŞA KARŞI BARIŞ´
Tarihi geçmişten örnekler veren Milletvekili Sarıbal, “Çok yakın tarihi kısaca inceleyelim. 5 Nisan´a kadar mevcut Cumhurbaşkanı, mevcut Başbakan, İmralı ile hükümetin isteği doğrultusunda her türlü görüşmeyi yaptı mı, yapmadı mı? Yaptı. Peki, 5 Nisan´dan sonra İmralı ile olan görüşme neden bitti? Oslo´da başlayan İstanbul Dolmabahçe´de süren barış süreci niye bitti, gerekçesi neydi? O zaman birkaç soru daha mevcut Cumhurbaşkanına, mevcut Başbakana ve mevcut aldatanlar ve kandıranlar partisine sormamız lazım. Soru şu; madem İmralı ile 2013´te başlayan, 2015 Nisan´ına kadar süren görüşmeler yanlış idiyse, neden o tarihe kadar sürdürdünüz? Peki, 2015 Nisan´ına kadar İmralı ile sürdürdüğünüz görüşmeler doğru idiyse, 2015 Nisan´ından sonra neden sürdürmediniz? Bu sorulara cevap bekliyoruz. Oslo görüşmelerinde Cumhurbaşkanı kelimesi kelimesine her şeyi biliyor, Başbakan her şeyi biliyor. Son Dolmabahçe protokolünde 10 maddelik bütün maddeleri Cumhurbaşkanı da, Başbakanda noktası noktasına biliyor. Ne dedi? İmralı´nın ‘silahlar artık terk edilsin´ açıklamasına bir hafta kala bir gecede kaçak sarayda oturan adam ‘Ben Dolmabahçe tanımıyorum´ dedi. Adama sormazlar mı, şimdiye kadar neredeydin? Bu sarayın kapıları kapalı mı? Bu sarayın hangi odasındaydın da görmedim, duymadım, haberim yok diyorsun. İnsanda biraz vicdan, utanma, arlanma olacak. Bu kirli savaşı bitirmenin tek yolu yüksek sesle ‘Savaşa karşı barış´ demektir. Kaçak saray kendi ikbali için Oslo´daki sözleşmeleri, Dolmabahçe´deki protokolü yok saydı. İmralı´daki görüşmeleri yok saydı. Seçime birkaç gün kala Diyarbakır´da bir bomba patladı. O, Cumhurbaşkanının ve AKP´nin elinde kaldı. Hemen arkasında Suruç´ta bir bomba patladı, gencecik çocuklar katledildi. Hemen arkasında iki tane polisimiz şehit edildi. Bugüne kadar o iki polisin şehit edilmesiyle ilgili bir tane emniyetten açıklama, bir tane katili şudur diyecek kimse çıktı mı? Çıkmadı. Arkasında ne yaptılar? Suruç´u bahane edip IŞİD´i bombalıyoruz diye Kandil´i bombalayarak savaşı tetiklediler. Bizzat savaşın başlama modeli budur. Yani, Cumhurbaşkanı ve Başbakan, mevcut siyasal iktidar bu ülkede savaşı başlattı, o günden bu güne kadar 80-90 tane askerimiz, polisimiz katledildi, şehit oldu. Ateş düştüğü yeri yakar. Birkaç gün önce bir şehit ailesini ziyarete gittim. Baba; ‘Vatan sağ olsun´ diyor, anne ‘Ben bu çocuğu bir tek kurşunla ölsün diye büyütmedim. Daha çocuğumun mürüvvetini görecektim, evlenecekti, benim yaptığım yemeği yiyecekti´ diyor. Anne gerçeği söylüyor. Ortada bir kirli savaş var. Üç gün önce bir tezkere ile beraber artık bu kirli savaşın yerel ayağı değil, uluslararası ayağı başladı. Bizi Ortadoğu bataklığına sürükleyecek yeni bir macera karşımızda. Şöyle bir süreci bize izletiyorlar; ‘Ülkede olağanüstü bir durum olursa, gerekirse biz seçimi de erteleriz.´ Yani bile bile ve isteyerek bu ülkeyi Ortadoğu bataklığındaki savaşa sürüklemek istiyorlar. Bu tezkerenin çok önemli bir tarafı vardı. Karadan bizim askerimiz başka ülkenin sınırlarına girebilir, başka ülkenin askerleri bizim ülkemize gelebilir. Bu tezkerenin bu açıdan çok dikkatle incelenmesi gerekiyor. Bu resmen eli kanlı, ne yapacağı belli olmayan bir adama verilmiş olağanüstü yetkilerdir. Biz AKP iktidarının ve Cumhurbaşkanının ne kadar tehlikeli olduğunu gördük. Bu tezkereyi ve üç güvenlik yasasını üst üste koyduğumuzda, hakikatten karşımızda vicdanı olmayan, ahlakı olmayan, yurtseverlik anlayışı hiç olmayan bir yapıyla karşı karşıyayız. Bizler bu ülkenin yurtseverleri, barıştan yana olan insanlar, bir tek gencin bu ülkede yaşamını yitirmemesi için barışı çok yüksek sesle haykırmalıyız. Bu yetmez. Vicdanlı olacağız ama adaletli vicdanlı olacağız. Bu ülkedeki yoksul çocukların ölmesine müsaade etmememiz lazım. Bunun için de önümüzde tek ve en önemli iki şey var. Birincisi salonlardan sokaklara çıkıp ‘Barış istiyoruz, çocuklarımız ölmesin´ diyeceğiz. İkincisi, 1 Kasım´da hangi koşullar olursa olsun sandığa gideceğiz, haramilere, katillere, faşistlere, bu ülkenin düşmanlarına, bizi Ortadoğu bataklığına sürüyen ahmaklara, yalaklara ders vereceğiz” ifadelerini kullandı.
1 KASIM´DAN GALİP ÇIKMAMIZ GEREKİYOR
CHP Bursa Milletvekili ve Meclis Grubu Yönetim Kurulu üyesi Erkan Aydın ise, “Burası 1 Kasım seçimlerinin tekrardan startının verildiği bir yemek olacak dendi. Evet, yorgunuz, çok çalıştık. Kendimin iki yıl içerisinde 6´ncı seçimi olacak. Örgütlerim aynı şekilde, ön seçim, yerel seçim, genel seçim, Cumhurbaşkanlığı ve bütün seçimlerde aynı yöneticiler, aynı örgütler çalıştı. Mutlaka bir yorgunluk var ancak şunu unutmamamız gerekiyor. Bundan 100 yıl önce ülke çok daha vahim durumdayken, bir adam çıktı. umutsuzluk ve yokluk içerisindeyken, bundan çok daha kötü şekilde ülkenin dört bir yanı istila edilmişken atını sattı ve bu ülkeyi kurtardı, bugünlere gelmemizde en büyük katkıyı sağladı. Biz bugün o günkü koşullardan daha mı kötüyüz? Belki daha kötü olan taraflar da var ancak onların kemiklerinin sızlamaması için Mustafa Kemal Atatürk´ün bizlere bıraktığı bu güzel ülkeyi bu yandaşlara bırakmamak için daha fazla çalışacağız, daha iyi günlere hep birlikte gidelim. Yorgunluklarımızı, kırgınlıklarımızı bir tarafa bırakıp, seçimlerin seçimi diye addedebileceğimiz, Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli seçimi olan 1 Kasım seçimlerinde son bir gayretle, son bir nefesle ülkemizi bu karanlıktan, bu tuzaklardan, yandaşların hepimize dayattığı bu oyunlardan kurtarmamız gerekiyor. Ankara´da da gözlemliyoruz, halk içerisinde de. Türkiye´de bu oyunu bozabilecek tek bir parti var, o da Cumhuriyet Halk Partisi. Bu ülkenin kurucusu, Cumhuriyetin kurucusu, geleceğimizin teminatı, bütün bunların 6 okunda gizli olarak hepimize, bugün yandaş olup da biz neler yapmışız diyerek geri dönenler dahi kurtuluşu CHP´de görüyorlar, gerçeği görüyorlar. O yüzden biz de önce kendimize inanarak daha sonra da halkımıza inanarak 1 Kasım´dan galip çıkmamız gerekiyor. Baktığımız zaman İnegöl gerçekten en zor bölgelerden biri, defalarca buraya çalışmalara geldik ama bardağın dolu tarafından bakmamız gerekiyor. Oyumuzun en düşük olduğu yerlerden bir tanesi. Demek ki alabilecek o kadar fazla da oyumuz var, pazarımız daha fazla. Burada bize oy çıkmıyor, iktidarın kalesi, sağ görüşler ağırlıkta diye düşünmememiz gerekiyor. Artık söz konusu vatan, gerisi teferruat. Bunu iyi anlatmamız, daha fazla çalışmamız gerekiyor. Çoluğumuzu, çocuğumuzu, ülkemizi, geleceğimizi düşünüyorsak daha fazla koşturup, daha fazla emek harcamak zorundayız” şeklinde konuştu.
TATİLLERE DAHA ÇOK CHP´YE OY VERENLER GİDİYOR
1 Kasım seçimlerinde kendileri için en büyük tehdidin 29 Ekim tatili ile beraber gelen 4 günlük tatilin oluşma riski olduğunun altını çizen Aydın, “Türkiye´de 3´üncü büyük parti sandığa gitmeyenler. 9 milyon küsur vatandaş sandığa gitmemiş. Yüzde 14. Bu tatile denk getirilmesi ki, bilinçli olduğuna inanıyoruz. Ne yazık ki bu tatillere daha çok CHP´ye oy verenler gidiyor. Bunu iyi anlatmamız gerekiyor. 3´üncü durumdaki 9 milyon kişinin mutlaka sandığa gidip CHP´den yana reylerini kullanmalarını bir şekilde anlatmamız gerekiyor. İşin en ince noktası burasıdır. Hep beraber bunları anlatalım” dedi.
7 HAZİRAN´DA ELDE ETTİĞİMİZ KAZANIMI 1 KASIM´DA TAÇLANDIRACAĞIZ
Son olarak kürsüye çıkan CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu´da, “CHP´li olmak, hele İnegöl´de, hele Türkiye´de sosyal demokrasi alanında mücadele vermek büyük özveri ister, yürek ister. Bu nedenle ben bir simge olarak, geçmişte başkanlık yapmış, burada mücadele vermiş bütün parti büyüklerimizi saygıyla anıyorum. İyi ki varsınız, iyi ki bu partiye emek veren bütün emekçilerimiz var. Hiç karamsar bir tablo çizmeye gerek yok. 7 Haziran´da AKP, Recep Tayyip Erdoğan büyük bir yara aldı. Şimdi onun mücadelesini sürdürüyor ve 1 Kasım´da biz bu başlayan yıkımı zafere ulaştıracağız. CHP olarak verdiğimiz sözlerle, yaptıklarımızla, anlattıklarımızla halkımızın gönlünü fethettik. Bunu her yerde görüyoruz. İnanın biraz daha çalışırsak 1 Kasım´da CHP´nin iktidarını kuracağız. Ben bir hukukçu olarak 13 yıllık iktidarda hukuk alanında neler olduğunu özetlemek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiydi. Anayasamızda yazıyor, kuvvetler ayrılığı ilkesi vardı, bugünkü değiştirilmek istenen parlamenter rejim. Yasama, yürütme, yargı… Yasama, yürütmeyi denetliyordu, gerektiğinde güvenoyu ile düşürebiliyordu. Yürütme, yasamayı denetliyordu. Yargı, yürütmenin işlemi hukuka uygun değilse, onu iptal ediyordu. Yargı, yasamanın çıkardığı kanun hukuka uygun değilse, onu iptal ediyordu. Beğenelim, beğenmeyelim, eksiği ile fazlası ile bir hukuk devleti vardı, kanun önünde herkes eşitti, masumiyet karinesi vardı. Muhalifler yaka paça gözaltına alınmıyorlardı. Bir gün geldi, hukuk devleti ortadan kaldırıldı, kanun devletine geçildi. Yargının iptal ettiği kararları kanun çıkararak değiştirdiler. Bu şekilde doğayı katlettiler. Kişiye özel kanunlar çıkardılar, baskılar uygulayan kanunlar çıkardılar ama bunlar hukuk devleti kurallarına uygun değildi. Biz dedik ki; hukuk devleti yok oldu, kanun devleti başladı. Bu da yetmedi yasamada çoğunluğunu 7 Haziran´da kaybedenler yürütmeyi elinde zorla tuttular. Bu sefer yürütmenin yetkilerini kullandılar, ülkeyi yönetmelik devletine çevirdiler. Yönetmeliklerle baskılar kurdular, insanların toplantı yapmasını engellemeye çalıştılar, başka şeyler getirdiler ve yönetmelik devletini de görmüş olduk derken, bu hükümet yürütme yetkilerini paylaşma zorunda kaldı. Anayasa gereği diğer partilerden yürütme organına Bakanlar alındı, yeni bir hükümet kuruldu. Bu sefer bu yetkiyi de onlara kullandırmamak için genelgelerle atamaları engellediler, valiliklere genelge gönderip insanları fişleyin dediler. Bir genelge devletine geçtik. Görüyoruz ki bu gidişin sonu ferman devleti kurmaktır. Ama biliyorsunuz Dadaloğlu ne demiş, ‘Ferman padişahın dağlar bizimdir´ demiş. Biz de diyoruz ki; ‘Ferman sarayınsa, sandık halkındır.´ Umutsuzluğa gerek yok, CHP çok doğru bir yolda. Her şey bizim çalışmamıza bağlı. 7 Haziran´da elde ettiğimiz kazanımı 1 Kasım´da taçlandıracağız. Bütün şehitlerimizi saygıyla anıyoruz” diye konuştu.

















Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın